Posts tagged ik

Bir İş Başvurusu Anısı

Hani benim bloğumu ziyaret ettiğiniz zaman sağ üst köşede bir cümle var ya;

“Şiddetli yaşanmışlık içerir” diye, işte şimdi yazacaklarım bu cümlenin birebir aynası şeklindedir.

İnsan kaynakları çalışanı olmak ciddi bir iştir, işe alım fonksiyonu ise belki de insan kaynakları içerisindeki en önemli kalemdir. Çünkü işe alım yaparken öyle geniş bir kitleye ulaşırsınız ki, bu süreç firmanızın dışarıya yansıyan yüzü, işveren markasına bakışınız, gizlilik politikanız ve hepsinden mühimi insan kaynaklarına bakış açınızı ortaya koyar.

Şimdi yazacağım olay bizzat benim başımdan geçen bir vakadır ve bu nedenle sadece firma adını ifşa etmeden yazma umudu içerisindeyim.

Ben bir gizli ilana başvurmuşum, ilan başlığı: Otomotiv sektöründe öncü firma

Yıl bilmem kaç, ama ay Ocak! Soğuk bir kış günü çok merak ettiğim ve çok da çalışmak istediğim bir sektör olan otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bu kurumdan bir görüşme teklifi aldım. Nasıl havalara uçtum anlatamam. Neyse gittim görüşmeye, çok cici bir bayan ile görüştüm. Epeyce de sürdü mülakatımız. Sonrasında online bir İngilizce testi yapacağını söyledi, gerçekten alınmış bir biletim olduğunu ve bu nedenle sınavı evden yapma şansım olup olmadığını sordum ama orada yapmamı istediler ve ekstra bir bilet daha aldım. Neyse hiç mevzu değil, zaten eco biletti 🙂 Biraz panik biraz yetişme telaşı derken tam verim alamadım sınavdan derken evime döndüm. Ama yapılan İngilizce konuşma sınavının sonucunun olumlu olması beni ümitlendirdi ve benim için olumlu bir mülakat olduğunu düşünerek heyecanla beklemeye başladım.

Aradan 3-4 gün geçti geçmedi, tekrar aradı cici bayan. Dedi ki sizi müdürümüzle tanıştıracağım. Ben uçtuğum havaları göremeyecek kadar yükseldim mutluluktan. Epeyce hazırlandım görüşmeye.

Her neyse gittim, okuduğumuz ortak bir kitaptan konuşabilecek kadar sohbet muhabbet kıvamında bir mülakat geçirdik ve ben döndüm. Bu arada kendi içimden diyorum ki “oldu bu iş”.

Tüm bu süreç toplamda 10 günde filan gerçekleşti. Acayip hızlı yani. Kendi içimde seviniyorum filan.

Arada sırada cici bayanı arıyorum, süreç devam ediyor, yoğunluktan bekletiyoruz gibi cevaplar alıyorum. Bir süre sonra bir de mailleştik cici bayan ile cevap yine yoğunluktan dolayı sürecin beklemede olduğu yönünde oldu. En sonunda pes ettim, dedim ki tamam daha sormayacağım. Bütün bu görüşmeler esnasında da görüştüğü tüm adaylara mail yolu ile döndüğünü söylemiş olması da artı puan mı eksi puan mı bilemiyorum.

Bu süreç içinde tabir i caizse köprünün altından ne sular aktı, neler oldu, neler geçti, neler değişti filan bir de baktım ki tam tamına 6 ay geçmiş üzerinden! Yarım yıl!

Bir akşam uyuyamadım ve dedim ki kariyer hesabıma bir giriş yapayım. Ne var ne yok bakayım. Bir baktım bir mektup? Açtım.

Gönderici: Otomotiv sektöründe öncü firma

Başvurunuza teşekkür ederiz ama size olumsuz dönüş yapmak durumundayız tadında bir cevap. Güldüm 🙂 Sağlık olsun derken mektubun son satırında ne göreyim?

XXX İnsan Kaynakları Müdürlüğü – Dıııııtttt yanlış cevap, yandınız sevgili öncü firma!

Gizli ilan açmanın tüm ambiyansı yok oldu gitti.

En başta insan kaynakları ciddiyet ister bir iştir derken tam da bunu kastediyordum. Çünkü bu tarz dikkatsizlikler, özensizlikler maalesef kurumunuzun imajını ze-de-li-yor!

Bu minik anekdottan alacağımız minnoş dersler;

Ders 1: Gizli ilanı mecbur değilsen açma. () Niye buna mecbur olunur ki sorusunu duyar gibiyim, inşallah başka bir yazıda..

Ders 2: Mülakat ve değerlendirme sürecini bu kadar uzatma.

Ders 3: Geri dönüşleri zamanında ve belirlediğin şekilde yap.

Ders 4: ve bence bu olay için en önemlisi: Kurun adını gizleyerek açtığın ilanlara firma bilgileri açık dönüş yapma!

 

IMG_6676

 

Bir İkcı Dramı: Seç ama Yerleştirme

Insan kaynakları departmanında çalışanlar da, çalışmayanlar da, çalışmak isteyenler de az çok insan kaynakları departmanının ne iş yaptığı konusunda bir fikre sahiptir. Bir de insan kaynakları hakkında hiçbir fikre sahip olmadan öylece departman hakkında konuşanlar var ama oralara hiç girmeyeceğim. Çünkü girersem gerçekten çıkamam ve belki sayfalarca yazarım.

İnsan kaynaklarının temel fonksiyonlarından birisi ve belki de popüler kültürde en yaygın olarak bilineni seçme yerleştirme sürecinin yönetimidir.

Seçme yerleştirme gibi soft süreçler firmadan firmaya uygulamada değişiklikler gösteren süreçler olmakla beraber bazı ana noktalarının da olduğu açıktır. Bunları kabaca şu şekilde sıralayabiliriz.

Pozisyon ve detaylar belirlendikten sonra; iç aday var ise değerlendirilir, yok ise ilanlar çıkılır, ilk mülakatlar, testler, teknik mülakatlar, kişilik envanterleri, referans araştırmaları, iş teklifi ve üst yönetim ile tanıştırma bu sürecin ana başlıklarındandır. Ki bence bunlar hemen hemen her pozisyon için uygulanması gereken adımlardır.

Şimdi size bir örnek olay yazayım ki bu durum hemen hepimizin başına gelmiştir. Gelmediyse de emin olun hayatınızda bir kere de olsa yaşayacaksınızdır bunu 🙂

Bir İK cı var, adı ne olsun? Vadullah! Ortalama sürede iş tecrübesi var ama idealist. Kurumsallığı kendine ilke edinmiş şirketle yol almak temel hedefi.. Ama gel gelelim ki bu fikirlere yakın olduğunu her fırsatta dillendiren ama icraatta işlerin biraz farklı işlediği bir kurumda şirkette çalışıyor. Bu durumu bazı zamanlar çok dert edinse de bazı zamanlar düşünmüyor ve anın tadını çıkarmaya odaklanıyor.

Vadullah’ın temel işi seçme yerleştirme olduğu için bol bol görüşme yaparken, bir gün –ki açık pozisyonu var- değişik bir aday ile tanışıyor. Adayın ilgili pozisyon ile uyuştuğu yönler: Standart dışı olacak şekilde akıcı bir iletişim, işe çok ama çok istekli ve inovasyona yatkın. Genel itibari ile ön mülakata en fazla 30 dk ayırdığı bu dönemde bu adayı tam tamına 55 dk dinliyor ve etkileniyor. Hemen akabindeki birkaç gün içerisinde teknik mülakata da alınmasını sağlıyor ve ne hikmettir ki teknik mülakat yapan kişi de adaydan etkileniyor. İşte! diyor sevgili Vadullah buldum bu pozisyonun doğru kişisini 🙂

Teknik mülakatı yapan kişimiz, hiç vakit kaybetmeden en tepe yönetici ya da şirket sahibi de görsün istediği için onunla da tanıştıralım derken sevgili patron adayı görüp ortalama bir süre görüştükten sonra “hayır, olamaz” diyor. Sebep yok! Açıklama yok! Malumat yok! Sonrasında zavallı Vadullah o adayı öylece gönderiyor ve tabii bu durum içine dert oluyor. Bir süre o adayın başka yerlerde işe girebilmesi için uğraş veriyorsa da istediği sonucu yakalamıyor ve psikolojik olarak başarısızlık algısı ile daha çok üzülüyor.

Buradan çıkarılacak ders ya da dersler nedir?

İnsan kaynakları departmanı çalışanı adaylarla öyle duygusal bağlar kurmamalı ve işe alınmadılar diye öyle hüzün yapmamalıdır.

Bence her aday ile patron tanışmamalı, çünkü patronlar da zaman zaman kuşak farkından doğan gelişim fırsatlarını görmez ve ön yargılı olabilirler.

Not: Bu yazı öyle bir anda dile dökülmüş, yaşanan gerçek ve hissedilen duyguyu Richter ile ölçümlemiştir 🙂

Ben de Varım

29 Temmuz günü linkedin aracılığıyla güzel bir mesaj aldım. Türkiye’de en çok okunan İK Blog Yazıları derlemesi için benden de yazı istemişti Sibel Hanım. Tabiki çok mutlu olarak kendisine olumlu bir dönüş yaptım.

Sonrasında epeyce bir süre sessizlik olunca acaba dedim, pek ilgi çekmedi mi?

Meğerse Sibel Hanım çalışmaları yapmış ve sonrasında bizlere gönderdi. Üzerinde değişiklik talebi olanlar geri dönüşlerini ilettiler ve bu çalışma son halini alırken ben Üsküdar-Sütlüce vapurunda Sibel Hanım ile tanışma şansı yakaladım. Ve elbette ki tesadüf ama gerçekten bu karşılaşma için çok sevindim.

Sibel Hanım önderliğinde emek, zaman ve çaba sarf edilip hazırlanan bu çalışma için kendisine çok teşekkürlerimi iletiyorum.

Benim de “Seçme Yerleştirmede etik Miyiz?” adlı yazımla yer aldığım bu yazı dizisine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Buraya Tıklayınız

 

Adsız

Aday Gözlüğümü Taktım İlanlara Baktım

İş dünyasında her şey öyle her daim süt liman olmuyor. Kimi zaman çalışma arkadaşları, kimi zaman çalışma koşulları, kimi zamansa bulunulan yerde yapılacakların tamamlanmış olma hissi ya da kişisel herhangi bir sebepten dolayı bireyler çalışmakta olduğu işten ayrılmak isteyebiliyor.

İş değiştirme kararı aldığımızda ise ilk yaptığımız iş/kariyer portallarına göz atıp; ilan incelemeye başlamaktır ki bence bu epeyce zor ve yorucu bir süreçtir. (kendimden biliyorum 🙂 ) Bu süreç bazen saatlerimizi alabilirken bazen de işte bu aradığım iş diyebiliriz. İşte bu süreçte adayı etkileyen en önemli unsurun, ilanın yazılış kalitesi olduğunu düşünüyorum.

Bu sebeptendir ki iş ilanlarına şöyle bir bakayım dedim. Ve okuduğumda gördüğümde rahatsız olduğum ilanlarda gözüme takılan 6 maddeyi yazdım. Elbette daha bir sürü ince nokta çıkarılabilir ama ben ilk bakışta dikkatimi çeken bu 6 maddeyi kaleme almak istedim. Nedir bunlar?

 

Firma adı gizli/Sektöründe öncü firma/Sektörde lider firma

Böyle bir ilan başlığı gördüğümde inanılmaz rahatsız oluyorum ve her ne olursa olsun bunu maalesef pek mantıklı bulmuyorum. Bu tip ilanlar zaman zaman işveren tarafından mantıklı sebeplerle veriliyor olsa da bence direkt güvensiz bir imaj çiziyor. Ne de olsa altından hakikaten bir şirket çıkabileceği gibi paravan bir kurum da çıkabilir.

Görev tanımı ya da iş tanımı kısmını tek bir cümle ile açıklayanlar

İnsan kaynakları ile ilgili pozisyonlar için örnek: Şirketin İK fonksiyonlarını yürütmek.

Yani kim bir cümle ile açıkladığı ilan için ekstra bir pozisyon açar? Bence bu üstü kapalı, size verilen tüm işler demek gibi bir şey. Ya da biz henüz ne iş yaptıracağımıza karar veremedik, siz gelin de bakarız demenin bir başka yolu gibi duruyor. Ve bu tip ilanlar bende özensiz hazırlanmış olduğunu hissettiriyor.

BÜYÜK Harflerle Yazılan İlanlar

Büyük harfin iletişim dilinde bağırmak olduğunu artık bilmeyen kalmadı. Tabiî ki ilanı bağırarak yazmış gibi bir anlam taşımasa da bence büyük harfle yazılan ilanlar bir acemilik göstergesi. Sanki böyle hızlı hızlı yazılmış da bu sürede caps lock tuşu açık unutulmuş gibi.

İlan Başlığı ile İçeriği Farklı Dillerde Yazılanlar

Böyle bir ilan gördüğümde çok genel bir tabirle kurumsallık dışı bir imaj görüyorum.

Örneğin;başlığı Türkçe yazıp ilanın hedef kitlesini genişletmeye çalışıp, içeriği İngilizce yazarak daha fazla aday eleme çabası varmış gibi bir duygu hissettiriyor.

Yada ilanı önceden planlanmamış, portal açılıp, akla ilk gelen geldiği şekilde karalanmış gibi bir durum sergileyerek de kurumsallık dışı bir hava veriyor.

Pozisyona Verilecek Sosyal Hakların İlan Metninde Yer Aldığı İlanlar

Şeffaflık güzeldir hoştur ama bence ücret pozisyona aday olan ve adaylık sürecini sonunda işe alınmasına karar verilen kişinin yetkinlik ve becerilerine göre belirlenmelidir. Yani şirketlerin bir ücret politikası elbette olmalıdır ama net bir şekilde ücret tarifesi (örnek:50 TL maaş+sgk+yemek gibi) belirtmek bana çok hoş gelmiyor. Adaya siz bizim için önemli değilsiniz der gibi.

Cinsiyet Ayrımcılığının Yer Aldığı İlanlar

Bu tip ilanlar bana inanılmaz taraflılık hissiyatı vermekte.  İlle de bayan yada ille de erkek olsun demek sığ beyinlerden çıkma bir ilan metni gibi geliyor.

Eğer kanuni olarak bu tarz yükümlülüğü olan bir ilan açıyorsanız bunu anlarım ve haklı bile bulurum. Ancak bunun yapılmasında bile bence ince bir nokta var ki bu kanuni durumun açıklanması gerekir diye düşünmekteyim.

 

İşte tüm bunları gördükçe ilkini kariyer net in kendileri için açmış oldukları bir ilanda gördüğüm, daha sonraları da epeyce yayılmaya başlayan “içerik editörü/uzmanı” gibi ilanları son derece haklı bulmaya başladım. Ve gerçekten ülkemizde buna şiddetle ihtiyaç var gibi gelmeye başladı.

Ayrıca Dipnot: Yukarıda yazdığım 5 madde tamamen benim iş arama süreçlerimde gözüme takılan maddelerdi. Bu konu ile ilgili enfes bir kaynak var, hem hukuk görüşünü hem de İK görüşünü iki bakışı birden barındırmakta. Değerli abimiz Av.Alper Yılmaz ve sevgili blogger arkadaşım Metin Akkaya’nın çalışmasına buradan ulaşabilirsiniz.

Aşağıdaki karikatürün de İK nın kanayan yarasına mizansen bir bakış olması dileğiyle…

12071179_170266569985988_90165969_n

 

 

Asgari Ücretin Asgaricik Sorunları

Ülkemizin geçirdiği iki oturumluk seçim süreci boyunca şüphesiz ki üzerine bahisler oynanan ve dillere pelesenk olan konu “asgari ücret” di. Nihayet ücret artış dönemi geldi ve işverenle devlet bence sert geçen görüşmeler sonucu asgari ücret için 1300 TL dedi. Biz de bunu yetkili kişilerin ağzından, çeşitli sosyal mecralar aracılığıyla duyduk.

Peki, bu rakamın etkisi, yansımaları ve yorumları neler oldu?

Bir kere asgari ücret net 1300 TL değil, orda bir anlaşalım. AGİ dâhil 1300,99 TL.

Yani neti: 1177,46 TL.

Bu durumda AGİ: 123,53 TL

Bu ücretin brüt miktarı ise:1647,00 TL.

Total ücrettin işveren maliyeti ise: 1935,23 TL dir.

Bu maliyet için de işverenlerin ağzına bir parmak bal çalmak amaçlı; yapılacak düzenlemeye istinaden 110,10 TL si hazine tarafından karşılanacak dendi ama yine sanıyorum ki yapılacak düzenle Türkiye’deki işverenlerin çoğunluğuna yaramayacak.

(Tam burayı yazarken şöyle bir sosyal ağlara bakayım dedim, teşvik ile ilgili şartları gördüm. Şartları görmek isteyenler burayı tıklayınız.)

Ve tabiki asgari ücret ile çalışanların bordroları brüt maaş üzerinden hesaplandığına göre, bu 1300,99 TL yılın ilk 8 ayı alınabilecek bir miktar. Tabi, hiç fazla mesai yapmaz ve herhangi bir sosyal yardım bordroya eklenmezse!

8 aydan sonra net ücrette 70 TL daha bir azalma olacak, dikkatinizi çekerim net ücrette!

Eklemek isterim ki hiçbir haber manşetinde 2016 yılı birinci altı ay için 1647 TL, ikinci altı için bıdı bıdı TL gibi bir açıklama yok. Bu da bize gösteriyor ki ikinci altı ay için herhangi bir zam söz konusu değil. (şimdilik)

asgari-ucret

Bir de madalyonun diğer yüzü var: O da düşük ücretlerle (neti asgari ücrete yakın diyebiliriz) çalışan nitelikli iş gücündeki motivasyon sorunları… Çünkü fazla mesai yapıldığı takdirde nitelikli iş gücünden daha fazla ücret alınması bu gruptaki çalışanların iş motivasyonunu düşürecek ve tahminimce personel sirkülasyonları artacak.

Ayrıca bir de gördüğüm şudur ki asgari ücretliler dışındaki grubun da “bizim maaşlarımız da 300 TL artacak” gibi bir beklentisi var. Cık, yok canım. O iş tamamen işverenin inisiyatifinde! Maalesef!

Ve son olarak artan asgari ücrete paralel olarak 1 Ocak Sabahı itibariyle elektriğe gelen %6.8 lik zam, cep telefonu vergisine gelen %33 lük zam, köprü ve otoyollara gelen zam sayesin de asgari ücretlinin alım gücünün çok da değişeceğini sanmıyorum ama haydi hayırlısı…

Ha bu arada alkol ve sigaraya gelen/gelecek zamlardan hiç konuşmuyorum bile..

 

Teşekkür: Yazımı ilk okuyan Gökhan Yılmaz’a ve teknik bilgi konusunda destek veren Kaan Göğebakmaz’a can-ı gönülden teşekkür ederim 🙂

 

İnsan Kaymağı Ümmühan

 

Diğer AGİ bilgileri için lütfen tıklayınız.

2016 vergi dilimleri için lütfen tıklayınız.

 

 

Engelli Personel İstihdamının Engelleri

Uzunca bir ara verdim, kabul… Malum yaz aylarının rehaveti, tatil planları ve yazların en meşhur aktivitesi düğünlerin ardından yeniden geçtim klavyenin başına. Bu defa hemen hemen tüm İK cı arkadaşlarımın, özellikle de özlük işleri konusunda çalışan arkadaşlarımın başından eksik olmayan bir konuya değinmek istedim:

4857 sayılı İş Kanunu madde 30’da;

“İşverenlerin, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör iş yerlerinde yüzde üç engelli çalıştırması” gerektiği söylenmektedir.

Evet, İş Kanunu gereği mecbur tutulan bu hüküm engelli vatandaşlarımızın çalışma hayatına kazandırılması konusunda önemli bir yer tutmaktadır. Ve aynı maddenin devamında şöyle bir ibare geçmektedir.

“İşverenler çalıştırmakla yükümlü oldukları işçileri Türkiye İş Kurumu aracılığı ile sağlarlar.”

Ancak ne yazık ki Türkiye İş Kurumu’nun bu hizmeti hangi usul ve esaslara ve ne şekilde sağlanacağına ilişkin herhangi bir yönetmelik ya da rehber bulunmayışı bence bu konunun en büyük eksikliğidir.

Engelli personel istihdamı yaparken yaşadığım zorlu bir süreç bende böyle bir konuyu kaleme alma isteği uyandırdı.

Mevcut personel sayısındaki değişimlerden mütevellit bir tane daha engelli personel istihdamı için çaba göstermekteydim.

Bu ihtiyaç doğar doğmaz pek tabi ilk iş İŞKUR’a müracaat etmem oldu. Usulen doldurulması gereken form ve evrakları doldurup başvurumuzu gerçekleştirdim ve aldığım yanıt: “Ayın son Perşembesi gelin, engelli seçimi yapın” şeklinde oldu. Başta bunun çok itici bir durum olduğunu düşünüp danışmanımızla konuştum ve “engelli vatandaşı kurum kurum gezdirip, yormayalım diye böyle yapıyoruz.” şeklinde bir yanıt aldım. Bu açıklama bir nebze olsun mantığıma uymuş gibi gelmişti. Ve buna istinaden her ne kadar içten ikna olmasam da ay sonuna iş planımı bu doğrultuda yaptım.

Beklenen gün geldi ve gittim. O da nesi? Bir sürü engelli vatandaş, İŞ KUR un giriş katında adeta balık istifi bir biçimde ellerinde kimlikleri ile ayakta (nasıl engelli vatandaşa saygı anlamadım doğrusu) , hastane sırası gibi bilmem kim bilmem ne şeklinde isimleri okunarak bir odaya sırayla alınıyor. Ve odada biz işverenler için birer masa ve sandalye konmuş, engelli adayın muhtelif bilgilerini alıp, engelleri konusunda konuşmamız, iş kolumuzda çalışması engel mi değil mi diye bakmamız bekleniyor. Görüntü adeta köle pazarından insan seçercesine!

Yarım gün boyunca o kadar engelli vatandaşın, engeline saygı gösterildiği savunularak seçim yapılmasının ardından kendime gelmem ciddi zaman aldı. Onların bu durumu gerçekten içime dokunmuştu.

Sonucunda 3-5 tane uygun olabileceğini düşündüğüm insanla randevulaşıp, iş yerinde son aşamayı uygulamak amacıyla kurumdan ayrıldım.

Her neyse sonucunda herhangi bir istihdam yapamadım ve araştırmaya devam ederken, bir sabah masamda posta yolu ile gelmiş bir zarf gördüm. Açıp baktığımda ise bir süredir engelli istihdamı yapmadığımı ve durum böyle devam ederse idari para cezası geleceğine ilişkin bir resmi yazı ile karşılaştım. Ek olarak da lokasyonda bulunan engelli vatandaşların sadece adı-soyadı, adres-telefon bilgileri ve İŞKUR daki statüsünü (beden işçisi, dikiş nakış elemanı vs.) içeren, resmen milattan önce hazırlandığını düşündüren bir liste. Sanıyorum ki bu defada telefonda insanları arayıp, ne gibi bir engeli olduklarını sorgulamamı istiyorlardı.

Ve ne olursa olsun, bence bu durum baştan ayağa hatalı ve rencide edici bir durumdu.

Açıkçası tam anlamıyla ne yapılabileceğine dair elle tutulur gözle görülür bir fikrim olmasa da biraz daha saygı görüp, gerçekten saygı ve ince düşünceyle yönetilen bir süreç olabilir diye düşünmekteyim.

Mesela;

* Biz işverenler yerine engelli adaylarımızın oturabileceği bir ortam hazırlanabilir.

* Ayda bir gün böyle bir uygulama yapılacağına, iş kolu ya da engel derecesine göre sınıflandırılıp birkaç gün engelli adaylarla ve işveren buluşmaları gerçekleştirilebilir.

* Her şekilde ortam daha ferah ve insana saygı gösterilen bir ortam şeklinde düzenlenebilir.

* İkinci aşamada gelen liste düzenli aralıklarla güncellenebilir ve kişilerin ne şekilde bir engeli olduğu ve oranı yazılabilir.

Şimdilik konuya ilişkin üretebileceğim çözüm önerileri bunlarla sınırlı fakat yeni bir fikir aklıma gelirse konuyu mutlaka tekrar kaleme alacağım.

Her sağlam bireyin, bir engelli adayı olduğunun unutulmaması dileğiyle…

 

Bu Aşk Olur mu?

“Daha önce şirketimiz çalışanlarından iki arkadaşın birlikteliği, evlilikle sonuçlandı. Bu durum bizi çok mutlu etti.”(Yapı-İnşaat Sektöründen bir yönetici)

“Şirketimizde ast-üst ilişkisi olan bir çift evlendi ancak boşanma sürecinde üst olan çalışana mobbinge yaptı ve zorla ayrılmasına neden oldu.” (Üretim-İmalat sektöründen bir yönetici )

“Herkes birbiriyle olabiliyor ama İK departmanından birinin şirketten biriyle olması yasak.”

(Petrol-Kimya sektöründe yönetici)

 

Yukarıdaki cümlelerde de görüleceği gibi iş yerinde aşk yaşamaya yöneticilerin bakış açıları değişkenlik göstermektedir.

Günün büyük bir bölümünün iş yerlerinde geçiyor olması, sosyalleşmek için vakit ayrılamıyor olması gibi nedenler çalışanların ofis arkadaşları ile duygusal bağ kurmalarını pekiştiren etkenlerden.

Bununla birlikte kadınların çalışma hayatında artması da işverenlerin bu duruma bakış açılarının biraz daha esnek olmasını sağladı desek çok da yanılmış olmayız aslında…

Fakat ne olursa olsun, eşinizin, sevgilinizin ya da hoşlandığınız kişi ile aynı iş yerinde çalışmak dikkat edilmesi gereken bir konudur.

 

Aslında bu yazıyı yazarken amacım akademik yazıları deşmek, yazıya bilimsel manalar yüklemek değil; sadece son dönemlerde rast geldiğim ve buz gibi bir havada içimizi ısıtan bu konu hakkındaki düşüncelerimi nazikçe dile getirebilmek.

İşte ben de bu amaçla, iş yerinde yaşanan duygusal ilişkilerde dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle derledim:

 

İlk olarak çalışmakta olduğunuz kurumun konuyla alakalı fikrini ve görüşünü anlayın

Çalıştığınız kurum böyle bir olayı destekliyor da olabilir, şiddetle karşı çıkıyor da olabilir. Bu durumu bilmeden de yol almanız sizin ve karşınızdaki kişinin kariyer planlamasında olumsuz etkilere yol açabilir.

 

Kişisel çıkarlar için ilişkinizi kullanmayın

Direkt raporlama yaptığınız birileri ile duygusal ilişki yaşamak konusu başlı başına önem taşıyan bir konu olmakla beraber, terfi, maaş zammı ya da herhangi başka bir kişisel çıkara ilişkini alet etmeyin.

 

Yazışmalarınızda kullandığınız dile dikkat edin

Günümüzde iş yerlerinde mail yolu ile yazışma kaçınılmaz olalı epey oldu. Ve eğer iş ilişkisi içerisinde olduğunuz biri ile duygusal bir ilişki yaşamaktaysanız, yazışmalara dikkat!

 

Her fırsatta dip dibe olmayın

Bir ilişki koçu olmamakla beraber, buna öncelikle ilişkinizin sağlığı için dikkat etmeniz gerekir. Yemek arası, ulaşım süreci, çay-kahve-sigara molaları… Bu tarz vakitlerin tamamını beraberce geçirmeniz başta sizi sıkmakla beraber etraftakiler içinde rahatsız edici bir görüntü oluşturabilir.

 

Kıskançlık krizleri, kırılma noktası

İş yerinden biri ile birlikteyseniz kıskanma eşiğinizi kontrol altında tutmak son derece mühim bir konudur. Unutmayın, özel hayatında sizinle olsa dahi iş yerinde birden fazla insanla görüşmek ve iletişim halinde olmak zorunda.

 

Beden dilinize dikkat

Diyelim ki bir iş arkadaşınızla tatlı bir birliktelik içerisindesiniz, lütfen beden dilinize hâkim olunuz. Gelip geçerken dokunmalar, göz hapsine alıp rahatsız etmeler ve rahatsız etmenin dışında uzun uzun bakışmalar dikkat edilmesi gereken noktalardan bence.

 

Herkes bilmek zorunda değil

Tüm şartlar olumlu bile olsa siz yine de ilişkinizi herkesin ağzına sakız olacak şekilde yaymayın. Herkesin bilmesinin ne sakıncası var diye düşünebilirsin, ama düşünsenize kötü rüya gördüğünüz bir gecenin sabahında mutsuz işe gelişinizin suçunun ilişkiniz olduğunu…

 

İşin sonu ayrılığa varınca…

Her ilişki her zaman mutlu sonla yada mutlu başlangıçla devam etmek zorunda değil ya.. Diyelim ki bir ayrılık söz konusu oldu, yukarıdaki kurallar hala harfiyen geçerliliğini korumakla beraber, ortak yer aldığınız projeler ya da çalıştığınız alanlar var ise, lütfen sırf hırsınızı öfkenizi çıkarabilmek adına işlerinize ket vurmayın. Sonuçta iş iştir, aşk aşktır.

images

İş yerinde sevip bu sevgiyi evlilik ile devam ettiren biri olarak ben, iş yerinde aşka şiddetle negatif bakmamakla beraber, eşlerin aynı yerde çalışması olayına pek sıcak bakmıyorum.

Ayrıca bir insan kaynakları çalışanı olarak İK cının işyerinde aşk yaşamasına da pek doğru bulmuyorum. (ama ne yaparsın, tecrübesizlik ve gençlik işte 🙂

Bu durumun kurum içerisinde herkes tarafından profesyonellik çerçevesinde değerlendirilmeyeceğine ve bu durumun eşlerin kariyer ve dolaylı yoldan özel hayatlarını olumsuz etkileyebileceği fikrindeyim. Tabiî ki takdir sizlerin…

 

Yeni bir yılın, 2015 yılının ilk günlerinde bloğumda sevgi içerikli bir konuya kibarca değinmek istemiştim. Umuyorum ki başarılı olabilmişimdir.

 

Son olarak yeni yılın herkese bol sevgi saygı, sağlık, başarı ve gönlünden geçenleri getirdiği bir yıl olmasını dilerim… 🙂

Ve son olarak, yazıya başlığı seçerken alıntı yaptığım şarkı sizlerle:

Kaynak: yenibiris, kadınlar kulübü, hürriyet.

 

Kim Demiş 35 Yaşını Aşmamış Diye!

Geçtiğimiz dönemlerde yaşadığım trajikomik bir diyalog beni böyle başlığa ve böyle bir konuya sevk etti arkadaşlar.

Bilişim sektöründen orta büyüklükte bir firmaya ait olduğunu düşündüğüm bir ilan gözüme ilişti. İlk bakışta bir ilanın içermesi gereken her şey tamam gibi gözüküyordu. Aranan nitelikler, kısa bir iş tanımı, lokasyon vs. Merak edip, kurucu ortaklarından biri ile irtibata geçtim ve pozisyondan tam olarak beklentileri ve görevin detayları neymiş öğrenmek istedim.

Sıkı durun!

Yanıt; gülsem mi şaşırsam mı dedirten cinsten.

“Biz bu pozisyon için 30 yaş üzeri birini düşünüyoruz, yani siz uygun değilsiniz!”

İşte bu cevap beni hem şaşırttı hem güldürdü.

Yani yaşın iş üzerinde bir etkisi var mı? Elbet var.

Biyolojik olarak bile belli bir yaşın üzerinde öğrenme yetisinin azaldığı bir gerçek. Ama iş görüşmelerinde daha doğrusu görüşmelerin arifesinde, cv taramalarımızı ya da başvurularımızı değerlendirirken yaş konusu bizler için bir eleme unsuru olmamalı.

Capital Dergisinde okuduğum bir yazıda şöyle bir araştırmadan bahsediliyordu.

Dünyanın önemli insan kaynakları firmalarından biri olan Hay Group’un 3000 kişilik bir grupta yaptığı çalışmanın sonuçlarında; 50 yaşın üzerindeki kişilerin %80i işe alımlarda yaş faktörünün kesinlikle önemli olduğuna inanırken; sadece %7 lik bir kısım bu soruya emin olmadıklarına dair yanıt vermekte.

Bu araştırmaların bana, birçok başvurunun yaştan dolayı elendiğini ya da neden elediğimiz konusunda geri dönüş yapmadığımız için adayın bunun sebebini “yaş” olarak algılamış olduğunu gösteriyor.

İnsan kaynakları çalışanları olarak her pozisyon için klişeleşmiş “Tercihen 35 yaşını aşmamış” ibaresini mümkün olduğunca belki de hiç kullanmamamız gerektiğini düşünüyorum.

Unutmayalım ki artık iş görüşmelerinin temelinde yetkinlik, beceri, nitelik, başarı gibi anahtar kelimeler var ve bizler mülakatlarımızı, aday taramalarımızı bu konulara odaklanarak yapmalıyız.

Doğru adayı doğru pozisyonlarda değerlendirebilmek dileğiyle…

 

 

 

 

İş Görüşmesine Davet Etmek Sanattır

İş görüşmesi iki taraflı sürdürülen, aslında basit bir iletişim sürecidir. Ancak görüşme masasının her üç tarafında da (aday, görüşmeci, gözlemci) bulunmuş birisi olarak; başarılı bir görüşmenin temelinde adaya gereken önemi vermenin önemli bir etken olduğuna inanıyorum. Bu nedenle görüşme sürecinin başından sonuna kadar adayımıza değer verdiğimizi hissettirmemiz gerektiğini düşünüyorum. İşte bu iş görüşmesi sürecinin “davet etme” aşamasında dikkat etmemiz gerektiğine inandığım üç ana konu:

1-Müsait misiniz sorusu çok vaktinizi almaz

Numaraları çevirdik, telefonumuz çaldı ve karşıdan yabancı numarayı görmüş adayımız merakla telefonu açtı. İlk olarak sıcak bir merhaba deyip görüştüğümüz kişinin doğru olup olmadığını teyit edelim. Sonrasında nereden, ne için aradığımızı açık bir şekilde ifade edip karşımızda ki sesin sahibinin müsaitlik durumunu öğrenelim. Aday olarak seçtiğimiz kişi çalışıyor olabilir, hasta olabilir, vardiyalı bir çalışan olup uyuyor olabilir.

2-Aday demek her saat görüşme için müsait olduğu anlamına gelmez

Diyelim ki müsait bir adayla karşı karşıyasınız ve konuşma ilerlemekte. Nereden, hangi pozisyon için aradığınızı ve adayımızın hala iş arayışında olup olmadığınızı öğrendiniz ve sıra geldi ilk görüşme için randevu almaya. Bu aşamada elbet öncelikli olan sizin verdiğiniz tarih ancak karşımızda ki aday belirlediğimiz görüşme tarih ve saati için uygun olmayabilir. Bu durumda adaya eksi puan veren meslektaşlarım olduğunu düşünerek diyorum ki lütfen yapmayın. Müsait olmamak demek o işi istemediği anlamına gelmez. Ve eğer böyle bir durum ile karşı karşıya kalırsanız lütfen alternatif görüşme tarih ve saatiniz elinizde hazır bulunsun. Ben programımı kontrol edip size tekrar döneceğim gibi cümleler sarf edip; kendinize kayıp zaman adaya da karın ağrıları yaşatmayın.

3-Söz uçar yazı kalır demişler ve doğru da söylemişler

Görüşmenin ardından bu detayları yazıya dökmek ve karşı tarafa bir kolaylık daha yapmak biz ik cıların boynunun borcu olsa gerek 🙂

Adayımıza bir mail hazırlıyoruz. Bu mailinin görüşmenin tarih, saat, kiminle, hangi pozisyon için görüşeceğini içermesine dikkat ediyoruz. Ve adaya içten ve samimi olduğumuzu gösteren bir başarılar notunu da eklemeyi unutmuyoruz.

Ve son olarak eğer elinizde mevcut ise bir de görüşme yerinin krokisini gönderirseniz gecikmeleri ve kayıp zamanı önlersiniz diye düşünüyorum.

Bunları yapmazsanız görüşme olmaz mı? Hayır, elbet olur ama neden karşımızdaki kişiye biraz daha kolaylık sağlayıp, içten davranmayalım ki? Aday konumunda geliyor olması her istediğimizi koşulsuzca yapacağı anlamına gelmiyor diyor tüm görüşmelerinize mümkün olduğunca hassas yaklaşıp, empati kurarak girmenizi diliyorum.

Blog Yazmaya Nasıl Karar Verdim?

Lise yıllarımdı… Bir dönem sonunda edebiyat hocam, karnemi gördüğünde; edebiyat ve dil bilgisinden ortalamaya yakın notlar alırken, dönem sonlarında bu dersin notunun yüksek olmasına sinir olduğunu söyleyip beni yazdıklarımdan dolayı tebrik etmişti. Hatta bir kompozisyonumu saklamak için almıştı.

Yıllardır aklımda olan bu günü dün gibi hatırlarım.. Ve her hatırladığımda bir kez daha gülümsemek gelir içimden…

Bizim dönemler bilirler.. Biz lisedeyken Türk Dili ve Edebiyatı dersi kompozisyon ve edebiyat-dilbilgisi olmak üzere ikiye ayrılırdı. Ve benim için bu dersin en zevkli tarafı kompozisyon dersi ve kompozisyon sınavlarıydı.

Ortalama 45-50 dakikalık bu sınavların ciddi anlamda 30-35 dakikasını camdan dışarı bakarak düşünmeye ayırır, geri kalanında düşündüklerimi kâğıda dökerdim.

Tabi yazma hevesim sadece bununla başlamadı. Bir de her genç ergen gibi, tarifi kolay kolay mümkün olmayan aşk ile ilgili denemelerim oldu. Şiirler, duygusal yazılar vs… Hatta yazılarımın bir kısmı Denizli’nin yerel radyolarından birisinde okunmuştu.

Anı anıdır deyip hepsini hala bir fiil saklıyorum. J

Mesleki anlamda yazmak için niyet etmek çok zamanımı aldı ama sonunda takip ettiğim bloggerların olumlu eleştirileri  –ki takip listemde görebilirsiniz- ,  dostlarımın şiddetle gaza getirmesi ile niyetime aldım.

Bloğumda başta insan kaynakları fonksiyonları olmak üzere, iş hayatında, gündelik hayatta gördüğüm olaylar, okuduğum ve izlediğim şeyler ve fikir beyan etmek istediğim konular hakkında yazmaya çalışacağım.

Umarım yazdıklarımı keyifle okursunuz.

Sevgiler,

İnsan Kaymağı