
Nasıl geleceğini ya da gelip gelmeyeceğini bilmediğim bir yere seslenmek istiyorum bu kez…
Sevgili kendim,
Bunu sana yirmi yıl öncesinden yazıyorum o günlere erişip, erişmeyeceğinden emin olmayarak. Sahi geldin mi o yaşlara? Ununu eleyip eleğini astın mı? Neler yaşadın, neler gördün? Çok merak ediyorum. Ve bu yaşımdan hayal ettiklerimi sormak istiyorum gelecekteki sana.
Çalışmaktan hep keyif aldın, çalışmanın seni hep iyileştirdiğine, iyi geldiğine inandın. Ne zamana kadar çalıştın ya da hala çalışıyor musun? Kurumsal yaşama devam edip, unvanlar alıp, kartvizit değiştirip, her tatilde çılgın beyaz yaka kaçamaklarına devam ettin mi bunca sene? Tuhaf zaman kipleri olan bu yaşamda tatmin oldun mu? Yoksa sakin bir yere yerleşip, sessizliğin içinde kendini duymaya çalışıyorsun? sevdiğin hayvanlara baktığın ve sadece kendine odaklandığın bir yerde misin? Pilates eğitmenliği konusunda birtakım hedeflerin vardı, gerçekleştirdin mi? Ve yahut gittin mi diline bile hâkim olmadığın bir ülkeye? Nasıl oralar? Mevsimini, insanlarını, doğasını sevdin mi? Neredesin?
Hayallerinde yaşattığın o teraslı ya da bahçeli evde mi nefes alıyorsun denizi görerek? Çiçek bakmayı hiç beceremezsin, bu yüzden kendine yılbaşında plastik kokina almıştın hatırlıyorum ama şimdi bahçene çiçek mi dikiyorsun yoksa bari işe yarasın diye organik domates, salatalık fideleri ile mi uğraşıyorsun? Hah, kesin iki arık domatesle salça yapmayı deniyorsundur 😉 Ya reçeller.. Her meyveyi bekletip, reçel yapıp, renkli kavanozlara koyup sevdiklerine götürüyor musun hala? Konserve denemelerinden vazgeçmişsindir umarım. Çünkü maalesef kavanoz kapatmayı beceremediğin için hep bozulurdu yaptıkların. Ama vazgeçmeyip başardıysan da tebrik ediyorum seni.
Aşka aşık, sevgiden beslenen, sevgiyle büyüyen ve insanları seven biriydin sen. Aşık oldun mu mesela? Bunca şeye rağmen hayallerinde yaşattığın aşka erişebildin mi? Birini sevdiğini anlamak için “yüzüne baktığımda gülümseyebilmem yeter” derdin hep, baktığında gülümsediğin bir yol arkadaşın oldu mu? Güne, birinin gözlerine bakıp, “iyi ki sensin” diyerek uyanıyor musun? Yüzüne bakıp, “ödül gibisin” diyecek kadar çok seviyor musun bir adamı? Kadehlerinizi keyifle tokuştururken neler yaşadık, nelere direndik diyebiliyor musunuz? Markete kim gidecek, ışığı kim kapatacak diye tatlı tatlı didişiyor musun biriyle? Aklın karıştığında, üzüldüğünde, kırıldığında ve yahut çok sevindiğinde ilk koştuğun kişi o mu, yoksa hala altın kızları arayıp heyecanını ilk onlarla mı paylaşıyorsun, meraktayım. Ne demiş bilir kişiler; sohbet etmek için aileni arıyorsan yalan olmuştur o evlilik. Ne durumdasın? Belki de evlenmedin. Zaten o imzaya hiç önem vermezdin ki. İnsanın bir imza ile on dakikada evlendiği kadar bir imza ile de beş dakikada boşanabildiğini savunurdun hep.
Çocuğun var mı ya da çocukların, yoksa bu kadar okuduğun kitabı tecrübe edemedin mi, uçup gitti mi boşluğa? Bu zamanlarda geleneksel annelere hep öfkeliydin, uğruna savaştığın o bilge anneliği yapabiliyor musun? Hayır dediğinde açıklayarak, ikna ederek ve fikrini saygı duyarak, bir çocuğu sınırsızca ve sabırla dinleyebiliyor musun? Kızın mı var oğlun mu? Kızın varsa şayet ülkede kadın olmanın zorluklarını ama muhteşem ayrıcalığını anlatabildin mi? Oğlun varsa nazik ve tevazulu bir erkek olmanın kılıbıklık değil iyi insan olmak demek olduğunu öğretebildin mi? İyi insan olmanın yastığa başını koyduğunda vicdanına hesap vermemek ve onunla savaşmamak olduğunu öğrettin mi? Sevgiye ve şefkatin gücüne sonsuz inanırdın sen, anlatabildin mi bebelerine saf sevginin her şeyi iyileştirebildiğini? Tedavi etmek değil de iyileştirmek olduğunu…
Hayalini kurduğun o kitabı yazabildin mi, merak ediyorum doğrusu. İçinde dolup taşan düşünceleri ve duyguları kağıda dökmeyi uzun yıllarca sevdin. Bu bazen deneme yazıları oldu, bazen çok sevdiklerine mektuplar oldu. Ama bir kitap vardı hayalini kurduğun. Ya simsiyah bir zemin üstüne beyaz çizgilerden ya da bembeyaz bir zemine siyah çizgilerden oluşan bir kapak hayal ediyordun ilk bakışta anlaşılmayan. Çizdirdin mi? Giriş kısmına bilgi içermediğini ve fakat bolca farkındalık olduğunu yazacaktın ki okurlar çok büyük beklentilere girmesin. Yayınladın mı o kitabı?
Sahi sen yaşlandın mı, yaş mı aldın?
(Fonda Duman, Akıbet çalarken…)
Öğrenmelerin, keşfetmelerin epeyce sert olduğu bir zaman yine. Bazen neye üzülüyorum biliyor musunuz? Aslında çok iyi biliyorum dediğim bir şeyleri bilmediğimi fark etmeye. Bir de böyle şeyler tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne. O zaman daha çok canımı acıtıyor.
Bu başlığı bir sosyal medya gönderisinde görüp, aşık olmuştum. Nasıl güzel bir cümle bu diyerek. Öyle ya insan, her zaman bir insana aşık olmaz, olmamalı da… Üstünde biraz düşündüm, biraz kendimi dinledim ve karar verdim; ben de bu asrın insanı değilim maalesef. Kalbim çok başka bir zaman diliminde, gönlüm çok başka bir tabiatta sanki. Bazen içinde yaşadığım düzende fazlasıyla eğreti hissediyorum kendimi. Alışkanlıklarım, inandıklarım, savunduğum değerler geçmişte bir yerde kalmış gibi.
Geçen yılın en güzel anıları başlığı altında yer alacak türden bir etkinliğe katıldım, 22 Aralık 2021’de. Yine bir bahar çocuğu ve bir şeyi başlatma enerjisine sahip biri olarak 22 Aralık tarihine de hemen bir anlam yükledim. 21 Aralık en uzun geceyse 22 Aralık günlerin uzamaya başlamasının ilk günü 😊 Nerden pozitiflik bassam da karanlık sabahlara uyanmanın son bulmasına bir bir gün saysam diye düşünüyorum resmen. Neyse konuyu dağıtmayalım.
Bu gün 30 Mayıs, MS Farkındalık Günü. MS Multipl Skleroz hastalığının kısaltması. Hastalığın tanımını vs yapmayacağım, google elinizin altında, pekala bakabilirsiniz 😊