Date Archives 2017

Ölümle Yaşam Arası Kaç Saat?

Son günlerde etrafımda bir şekilde yer alan kişilerden ortak duyduğum soru: Nasıl bu kadar pozitifsin? Sabah sabah nasıl bu kadar enerji dolu olabiliyorsun?

Çok zor olduğunu sanmıyorum, inanın. Amacım Polyannacılık yapmak ya da sanki hayatımda her şey on numara beş yıldızmış gibi nasihat vermek değil. Sadece hissettiklerim…

Şükrediyorum… ve şükretme becerisinin yaradan tarafından insana sunulmuş en güzel ayrıcalık olduğuna inanıyorum. Şükretmek ve şükredebilmeyi bilmek. İyi ama nedir bu şükretmek?

Bir gün bir psikologun konuşmasını dinledim ve en çok ne için şükrettiğimin adını onu dinlerken koydum: Her sabah gözümü açtığımda, uyanabildiğim için şükrediyorum ki bu en önemlisi. Hayır hayır bu fazla optimist olmak değil, gerçekten bazı kişiler dün gece uyudu ve bu sabah uyanamadı diyebiliyorum. Gerçekten bunu yaşadım, uyuyup da uyanamayan bir insan gördüm.

İşe gidebildiğimde şükrediyorum. Çünkü her yıl türlü türlü kurumların açıkladığı işsizlik rakamlarını biliyorum ve o yüzdeliklerin içinde olmadığım için kendimi şanslı görüyorum.

Bir noktadan diğerine yürüyebiliyorum. Buna da şükrediyorum. Çünkü yürüyemeyen insanlar tanıyorum ve daha da önemlisi bunun ne demek olduğunu geçmişte hissetmiş olduğum kısa da olsa bir dönem var. Tüm organlarımın bana hizmet ettiğini görmek şahane bir şey.

O gün sevdiklerimin sesini duyabildiysem şükrediyorum. Demek ki hayatımdan sevdiğim insanlar eksilmemiş, onlar yaşıyor ve ihtiyacım olduğunda bir telefon, bir mesaj, bir kahvelik uzağımdalar. Şükrediyorum ve onlar iyi ki var.

Ay sonu maaşımı alınca şükrediyorum. Çünkü gerçekten bu ülkede maalesef asgari ücret ile 4 kişilik bir aileyi geçindirmeye çalışan insanlar var. Hem de 4 kişilik ailenin temel ihtiyaçları asgari ücretin üzerindeyken…

Düşünebiliyorum, kendi kararlarımı kendim alabiliyorum. Buna yetecek kadar akli melekelerim sağlam. Bunun için de şükrediyorum. Çünkü hayatını bir başka insana, bir başka kadına veya erkeğe endekslemiş insanlar görüyorum, kendi hayatları üzerinde hiçbir yetkisi olmayan. Onlara üzülüyorum…

Hayatımda hiç mi kötü bir şey yok? Elbette var. Ama ben uyumadan önce iyi dediğim şeyleri düşünüyorum, kötü dediklerimi düşünüyorum ve terazinin ağır gelen kefesini hissediyorum. Hiç mi kötüler ağır basmıyor diyecek olursanız, bazen bastığı oluyor ama o zaman da kanaat notumu kullanıyor ve iyilere odaklanıyorum.

Aslında hayat o kadar da uzun değil, insan ömrü ortalama 65 yıl derlerdi ve ben 65 yılın tüm güzellikleri yaşamaya yetmeyeceğini; bununla beraber kötü şeyleri düşünecek ve hayat enerjimi soldurmaya yetecek kadar uzun olduğunu düşünmüyorum.

Sabah çıktığım eve geri dönememe ihtimalini hiç aklımdan çıkarmıyorum mesela. O nedenle an’a odaklanıyor ve güzellikleri hissetmek istiyorum. Belki de o 65 yılı tamamlayamayacağım? Belki de bu güzellikleri tekrar yaşama ve hissetme fırsatım olmayacak. Ne bileyim?

Tüm bunlar hayatımda iken, her şey kötü, bütün olumsuzluklar beni buluyor demeye utanıyorum! Hayatımda bu kadar güzel şeyler varken kötülüklere odaklanmaya, her şey berbat gidiyor demeye utanıyorum!

Her an yaşamın sonlanabilme ihtimalini düşünüyorum sıkça ve bu düşünce ile enerji depoluyor, iyi hissetmeye odaklanıyorum.

Ya siz hiç düşündünüz mü?

Ölümle yaşam arası kaç saat?

Kim bilir belki de bazen sadece bir dakika…

(Not: Bu yazıyı yazarken tekrar tekrar okuyup, değişiklikler yapmadım. İlk aklıma gelenlerin hissettiklerimle yazdım.)

 

 

Bir İş Başvurusu Anısı

Hani benim bloğumu ziyaret ettiğiniz zaman sağ üst köşede bir cümle var ya;

“Şiddetli yaşanmışlık içerir” diye, işte şimdi yazacaklarım bu cümlenin birebir aynası şeklindedir.

İnsan kaynakları çalışanı olmak ciddi bir iştir, işe alım fonksiyonu ise belki de insan kaynakları içerisindeki en önemli kalemdir. Çünkü işe alım yaparken öyle geniş bir kitleye ulaşırsınız ki, bu süreç firmanızın dışarıya yansıyan yüzü, işveren markasına bakışınız, gizlilik politikanız ve hepsinden mühimi insan kaynaklarına bakış açınızı ortaya koyar.

Şimdi yazacağım olay bizzat benim başımdan geçen bir vakadır ve bu nedenle sadece firma adını ifşa etmeden yazma umudu içerisindeyim.

Ben bir gizli ilana başvurmuşum, ilan başlığı: Otomotiv sektöründe öncü firma

Yıl bilmem kaç, ama ay Ocak! Soğuk bir kış günü çok merak ettiğim ve çok da çalışmak istediğim bir sektör olan otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bu kurumdan bir görüşme teklifi aldım. Nasıl havalara uçtum anlatamam. Neyse gittim görüşmeye, çok cici bir bayan ile görüştüm. Epeyce de sürdü mülakatımız. Sonrasında online bir İngilizce testi yapacağını söyledi, gerçekten alınmış bir biletim olduğunu ve bu nedenle sınavı evden yapma şansım olup olmadığını sordum ama orada yapmamı istediler ve ekstra bir bilet daha aldım. Neyse hiç mevzu değil, zaten eco biletti 🙂 Biraz panik biraz yetişme telaşı derken tam verim alamadım sınavdan derken evime döndüm. Ama yapılan İngilizce konuşma sınavının sonucunun olumlu olması beni ümitlendirdi ve benim için olumlu bir mülakat olduğunu düşünerek heyecanla beklemeye başladım.

Aradan 3-4 gün geçti geçmedi, tekrar aradı cici bayan. Dedi ki sizi müdürümüzle tanıştıracağım. Ben uçtuğum havaları göremeyecek kadar yükseldim mutluluktan. Epeyce hazırlandım görüşmeye.

Her neyse gittim, okuduğumuz ortak bir kitaptan konuşabilecek kadar sohbet muhabbet kıvamında bir mülakat geçirdik ve ben döndüm. Bu arada kendi içimden diyorum ki “oldu bu iş”.

Tüm bu süreç toplamda 10 günde filan gerçekleşti. Acayip hızlı yani. Kendi içimde seviniyorum filan.

Arada sırada cici bayanı arıyorum, süreç devam ediyor, yoğunluktan bekletiyoruz gibi cevaplar alıyorum. Bir süre sonra bir de mailleştik cici bayan ile cevap yine yoğunluktan dolayı sürecin beklemede olduğu yönünde oldu. En sonunda pes ettim, dedim ki tamam daha sormayacağım. Bütün bu görüşmeler esnasında da görüştüğü tüm adaylara mail yolu ile döndüğünü söylemiş olması da artı puan mı eksi puan mı bilemiyorum.

Bu süreç içinde tabir i caizse köprünün altından ne sular aktı, neler oldu, neler geçti, neler değişti filan bir de baktım ki tam tamına 6 ay geçmiş üzerinden! Yarım yıl!

Bir akşam uyuyamadım ve dedim ki kariyer hesabıma bir giriş yapayım. Ne var ne yok bakayım. Bir baktım bir mektup? Açtım.

Gönderici: Otomotiv sektöründe öncü firma

Başvurunuza teşekkür ederiz ama size olumsuz dönüş yapmak durumundayız tadında bir cevap. Güldüm 🙂 Sağlık olsun derken mektubun son satırında ne göreyim?

XXX İnsan Kaynakları Müdürlüğü – Dıııııtttt yanlış cevap, yandınız sevgili öncü firma!

Gizli ilan açmanın tüm ambiyansı yok oldu gitti.

En başta insan kaynakları ciddiyet ister bir iştir derken tam da bunu kastediyordum. Çünkü bu tarz dikkatsizlikler, özensizlikler maalesef kurumunuzun imajını ze-de-li-yor!

Bu minik anekdottan alacağımız minnoş dersler;

Ders 1: Gizli ilanı mecbur değilsen açma. () Niye buna mecbur olunur ki sorusunu duyar gibiyim, inşallah başka bir yazıda..

Ders 2: Mülakat ve değerlendirme sürecini bu kadar uzatma.

Ders 3: Geri dönüşleri zamanında ve belirlediğin şekilde yap.

Ders 4: ve bence bu olay için en önemlisi: Kurun adını gizleyerek açtığın ilanlara firma bilgileri açık dönüş yapma!

 

IMG_6676

 

Bir İkcı Dramı: Seç ama Yerleştirme

Insan kaynakları departmanında çalışanlar da, çalışmayanlar da, çalışmak isteyenler de az çok insan kaynakları departmanının ne iş yaptığı konusunda bir fikre sahiptir. Bir de insan kaynakları hakkında hiçbir fikre sahip olmadan öylece departman hakkında konuşanlar var ama oralara hiç girmeyeceğim. Çünkü girersem gerçekten çıkamam ve belki sayfalarca yazarım.

İnsan kaynaklarının temel fonksiyonlarından birisi ve belki de popüler kültürde en yaygın olarak bilineni seçme yerleştirme sürecinin yönetimidir.

Seçme yerleştirme gibi soft süreçler firmadan firmaya uygulamada değişiklikler gösteren süreçler olmakla beraber bazı ana noktalarının da olduğu açıktır. Bunları kabaca şu şekilde sıralayabiliriz.

Pozisyon ve detaylar belirlendikten sonra; iç aday var ise değerlendirilir, yok ise ilanlar çıkılır, ilk mülakatlar, testler, teknik mülakatlar, kişilik envanterleri, referans araştırmaları, iş teklifi ve üst yönetim ile tanıştırma bu sürecin ana başlıklarındandır. Ki bence bunlar hemen hemen her pozisyon için uygulanması gereken adımlardır.

Şimdi size bir örnek olay yazayım ki bu durum hemen hepimizin başına gelmiştir. Gelmediyse de emin olun hayatınızda bir kere de olsa yaşayacaksınızdır bunu 🙂

Bir İK cı var, adı ne olsun? Vadullah! Ortalama sürede iş tecrübesi var ama idealist. Kurumsallığı kendine ilke edinmiş şirketle yol almak temel hedefi.. Ama gel gelelim ki bu fikirlere yakın olduğunu her fırsatta dillendiren ama icraatta işlerin biraz farklı işlediği bir kurumda şirkette çalışıyor. Bu durumu bazı zamanlar çok dert edinse de bazı zamanlar düşünmüyor ve anın tadını çıkarmaya odaklanıyor.

Vadullah’ın temel işi seçme yerleştirme olduğu için bol bol görüşme yaparken, bir gün –ki açık pozisyonu var- değişik bir aday ile tanışıyor. Adayın ilgili pozisyon ile uyuştuğu yönler: Standart dışı olacak şekilde akıcı bir iletişim, işe çok ama çok istekli ve inovasyona yatkın. Genel itibari ile ön mülakata en fazla 30 dk ayırdığı bu dönemde bu adayı tam tamına 55 dk dinliyor ve etkileniyor. Hemen akabindeki birkaç gün içerisinde teknik mülakata da alınmasını sağlıyor ve ne hikmettir ki teknik mülakat yapan kişi de adaydan etkileniyor. İşte! diyor sevgili Vadullah buldum bu pozisyonun doğru kişisini 🙂

Teknik mülakatı yapan kişimiz, hiç vakit kaybetmeden en tepe yönetici ya da şirket sahibi de görsün istediği için onunla da tanıştıralım derken sevgili patron adayı görüp ortalama bir süre görüştükten sonra “hayır, olamaz” diyor. Sebep yok! Açıklama yok! Malumat yok! Sonrasında zavallı Vadullah o adayı öylece gönderiyor ve tabii bu durum içine dert oluyor. Bir süre o adayın başka yerlerde işe girebilmesi için uğraş veriyorsa da istediği sonucu yakalamıyor ve psikolojik olarak başarısızlık algısı ile daha çok üzülüyor.

Buradan çıkarılacak ders ya da dersler nedir?

İnsan kaynakları departmanı çalışanı adaylarla öyle duygusal bağlar kurmamalı ve işe alınmadılar diye öyle hüzün yapmamalıdır.

Bence her aday ile patron tanışmamalı, çünkü patronlar da zaman zaman kuşak farkından doğan gelişim fırsatlarını görmez ve ön yargılı olabilirler.

Not: Bu yazı öyle bir anda dile dökülmüş, yaşanan gerçek ve hissedilen duyguyu Richter ile ölçümlemiştir 🙂

Kadın Çalışanların Hedefe Giderken Karşılaştıkları Engeller

Aşağıdaki yazı benim klavyemden çıkmış olsa da sevgili hocam Ahmet Eryılmaz’ın sihirli değneğine değmiş bir yazıdır.  Bu keyifli süreçte bana destek olduğu için kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Bütün araştırmalar şunu gösteriyor: Kadınla erkek arasındaki fark, sosyal öğrenmeden ibaret. O halde farklı cinsiyetlerde olan bireylerin, üst düzey yöneticilik için de fırsat eşitliğine sahip olmaları gerekir. Ama hayat gerçekleri öyle değil.

Kadınlarla erkeklerin, iş yaşamındaki farklarına da biraz bakalım.

İlk iş deneyimi için, başvurularda karşılaşılan temel sorun kadın adayın evlenip eşinin olduğu yere gitmesi, ya da evlendikten sonra eşinin çalışmasını istememesi.  Kadın adayların ilk karşılaştıkları sorun özel hayatları ile ilgili oluyor maalesef.

Kurumlarda erkek egemenliğinin hüküm sürüyor olması ise bir diğer problem. Erkek egemen şirketler kendileri ile aynı söz hakkına sahip kişilerin kadın olmasını istemiyorlar.

Bu tarz sorunlar içerisinde olan kadın çalışan, erkek adaylardan daha öne geçebilmek için kendine artı puan sağlayacak yetkinlikler edinmeye çalışıyor ve daha fazla efor sarf ediyor. Dolayısı ile kendisine biçtiği sorumluluk seviyeleri artıyor.

İlk işinde bir süre çalışan kadın evlenince bu defa tek başına yürüttüğü hayata bir de eşinin sorumluluğu ve birlikte paylaşılan evin sorumlulukları ekleniyor. Çalışma hayatı ile birleşen ev sorumluluğu ve bir de eşin tarafından sahip olunan ikinci bir aileye duyulan sorumluluk kadın çalışanın sahip olduğu sorumluluk seviyesini git gide arttırıyor. Hepsine yetişmeye çalışan kadın sosyal hayatına yeterince zaman ayırmamaya başlıyor.

Herhangi bir sebeple (kariyer gelişimi, ikamet değişikliği vb.)  iş değiştirmek istendiği takdirde yeni bir iş arama süreci ile burun buruna gelmek, kadının ikinci bir özel hayat soruya maruz kalmasına neden oluyor.

Çocuk yapmayı düşünüyor musunuz? Kadının iş yaşamında sorulabilecek en mahrem sorusu olan bu soru, özel yaşamı ile iş yaşamı arasında tercihe zorlanmasına neden oluyor ve bu defa kadının üzerinde hissettiği sorumluluk artıyor. Diyelim ki işe alındı ve çocuk sahibi de oldu. Bu defa sorumluluk üç ile çarpıldı. Bireyin kendine duyduğu sorumluluğu, evine karşı sorumluluk, çocuğunun sorumluluğu ve bir de eşinin sorumluluğu. Kadın tüm bu sorumluluklarını yerine getirmek için sosyal yaşantısını ertelemeye ve hatta sosyalleşmeye minimum zamanlar ayırmaya başlıyor.

Tüm yetkinlikleri edindikten sonra psikolojik olarak kadın olmanın verdiği sosyal baskı ile cam tavan sendromuna düşmesi ihtimali de kadınların üst yönetici olmalarına bir engeldir. Bunu aşmak için belki daha fazla çalışma ve daha fazla fark yaratmak gerekecektir.

Çalışma hayatları boyunca mobbing ile karşılaşma oranı kadınlarda daha fazla olduğuna göre bu durum da üst yöneticiliğe erişmekte bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Mobbing’in her aşamasında kadın çalışan yeni bir iş arama durumunda kalabileceği için iş arama ve kendini geliştirme süreçleri başa saracak ve zaman kaybı artacaktır.

Yaş problemi.. Belli bir yaşı geçtikten sonra hayatın verdiği ağırlık ve yorgunluktan dolayı artık verimsiz bir yönetici olacağının düşünülmesi de kadınların karşı karşıya kaldığı sorunlardandır.

Bu süreçte orta düzey ve ardından üst düzey yöneticilik hayalleri olduğu için kendisine ekstra yetkinlikler edinme çabasına giriyor. Çünkü nihayetinde erkek egemenliği hala devam ediyor ve aradaki farkı bir şekilde aşmalı ki üst düzey yöneticiliğe aday olabilsin. Bu sebepten dil kursları, yöneticilik alıştırmaları, STK lar için çalışmak, koçluk çalışmaları da var olan sorumluluklarının üzerine ekleniyor ve bu defa sosyal hayat hepten kısıtlanıyor.

Bütün bunlar aşılabilir mi? Bireysel olarak evet. Birçok örneği var. Her birinin öyküsü kişiye özgü, genel bir çözüm formülü yok.

Eminim, anahtar sözcükler şunlardır: Tercihler, güçlü bir istek, irade, dayanıklılık..

Olmaz başka türlü.

Feshin Son Çare Olmadığı Durumlar

Takip edenler bilirler, bir önceki yazımda işten ayrılmak isteyen kişinin yapması ve yapmaması gereken şeyleri yazmıştım. Okumayanlar da buradan ulaşabilirler.

Bu defa gözümü işverene çevireyim de bir çalışanının işine son verirken uyulması gereken yazılı ya da yazılı olmayan kuralları derleyeyim istedim.

Öncelikle hepimiz şunu bilmeliyiz ki iş sözleşmelerinin feshinde ispat yükümlülüğü işverene aittir ve bu birçok Yargıtay kararında feshin son çare olması ilkesi olarak adlandırılır.

Kanımca iş sözleşmesi ne şekilde feshedilirse edilsin, çalışana bunun tebliğinde uyulması ve sürecin yönetilmesinde  birtakım yazılı olmayan ve iyi niyet ilkesi çerçevesinde belirlenmiş olan kurallar vardır.

Öncelikle karar aşaması. Evet, çalışanın işine son vermeye karar verdik.

 

Çalışana Bilgi Verme/Tebliğ Etme

Bu süreç sonunda çalışanımızın yaşam stilinin tamamen değişeceğini göz önüne almalı ve bu durumu ona oldukça nazik ve ince bir tarz kullanarak anlatmak gerekir. Bununla birlikte çalışanımız ile iş ilişkimizi neden sonlandırdığımızı açık bir dil ile ifade etmeliyiz ki kafasında hiçbir soru işareti kalmasın. Çünkü en son imaj en çok akılda kalan olacaktır ve hayatının geri kalanında firmayı hep bu şekilde hatırlayacaktır.

Bonus: Çalışanın işten çıkacağı birkaç gün önceden belirlenmiş ise ki bu bilgilendirmeyi son güne bırakmamak gerekir, tüm şirket çalışanlarının göreceği bir mailing ile işten çıkacak ekip arkadaşımıza o güne kadar verdiği hizmetlerden dolayı bir teşekkür etmek de incelik olacaktır.

 

Verilmiş Olan Araç Gereçlerin İadesi

Bu durum genelde iş için kullanılan cep telefonu, laptop vs gibi demirbaşların geri alınması sürecidir.

Bu aşamada karşımızda sanki artık bir düşmanımız var gibi, malzemeleri tek tek saymak ya da rahatsız edici bir kontrol etme işlemi yapmamalı, incitmeden göz kontrolü ile çözüm olmalıyız.

İşe alırken teslimat sürecinde imzalattığımız herhangi bir belge var ise çalışanımızın gözü önünde belgeyi kapatmakta fayda var.

 

Yasal İşlemlerin Yapılması

Çıkış işlemleri diye adlandırdığımız bu süreç en hassas noktalardan biridir. Çünkü insanlar hak ettiklerini düşündükleri bir para söz konusu olduğunda inanamayacağınız derecede hassas olabilir.

Bu sebepten bu süreci olabildiğince şeffaf ve anlaşılır bir şekilde yönetmek gerekir. İşten ayrılan çalışana ödeyeceğimiz ya da ödemeyeceğimiz tüm kalemleri tek tek anlatmak, ödenecekse ne kadar ve ne zaman ödeneceğini; ödenmeyecek ise ne sebeple ödenmediğini detaylı bir şekilde anlatmak gerekir.

 

Değerli Hissettirme

Son aşamada çalışanımız ile vedalaşabilir, ona çalıştığı süre boyunca sağladığı katkı için teşekkür edebiliriz ki bu biz İKcılar için çok zor olmasa gerek. Bu ayrılan çalışanın kendisini gereksiz olduğu için ayrılmak durumunda kalmadığını düşünmesini sağlar, bu da onun işsiz kaldığı süreçteki psikolojisinin iyi olmasına destek olur.

Bonus: Her işletmede mümkün olmayabilir fakat mümkün ise ve çalışan ile iş ilişkisi dışında sosyal bir arkadaşlığımız var ise ona bir veda yemeği düzenlemek de şık bir davranış olabilir.

 

Bunları Yapmayın!

  • Çalışana iş ilişkisinin sonlandırılacağını, işini yasal anlamda sonlandırılacağı an söylemeyin.
  • İşten çıkardığınız kişiye, seninle iş ilişkimizi sonlandırıyoruz ama bu gün git, bilmem kaç gün sonra gel hesap kitap işini yapalım demeyin.
  • Teslim aldığınız malzemeleri, karşı taraf sanki bir kısmını çalıp götürüyormuş gibi sayıp, dökmeyin.
  • Çalışana kişisel eşyalarını toplayabileceği yeterli zamanı tanımamazlık yapmayın.
  • Kişiye ait kullanıcı hesaplarını sürpriz der gibi küt diye kapatıp, ne olduğunu anlamadığı bir zaman dilimi yaşatmayın.
  • Ayrılan kişiye tekrar gelmesinin yanlış olacağı gibi söylemlerde bulunmayın.
  • Çalışanı apar topar işletmeden uzaklaştırmayın.

    Kimseyi işten çıkarmak zorunda kalmadığınız, keyifli iş ilişkileri yaşamanızı dilerim…

 

image001[1]